İzmir de Ulaşım

KAHVE DOST MU, DÜŞMAN MI?

05 Ocak 2026, 11:59
Murat Adıtatar

KAHVE DOST MU, DÜŞMAN MI?

"Güne kahve ile başlamadan yapamıyorum!"

"Kahvesiz bir hayat düşünemiyorum!"

Bu iki cümle ile sıkça karşılaşmaya başladım.

Sokaklarda elinde zincir firmaların plastik kahve bardaklarıyla dolaşan binlerce insan görüyoruz.

Her teneffüs kahve içen öğretmen arkadaşlarımı biliyorum.

Garip garip isimlerle açılan kahve zincirlerinin piyasaya sürdüğü onlarca kahve çeşidi var.

İçinde ne olduğu bilinmeyen aromatik kahveler peynir ekmek gibi satılıyor.

Özellikle genç ve orta yaş grubunda kahve bağımlılığı artarak devam devam ediyor.

Oysa 20-30 yıl öncesine kadar sadece Türk Kahvesi tüketilirdi.

Kahv(e)altı(n)dan sonra keyif kahvesi içilirdi.

Şimdi küçücük fincandan neredeyse kova büyüklüğünde bardaklara geçildi!

Bu kadar kahve içmek faydalı mı, zararlı mı?

*

GLUTAMAT GAZI KÖKLÜYOR, ADENOSİN EL FRENİNİ ÇEKİYOR!

Beynimizde 24 saat açık bir toplantı var.

Bir tarafta “daha fazla düşünelim, daha çok üretelim” diyen glutamat

Diğer tarafta “yeter artık, kapatıyoruz” diyen adenosin

Hakem kim?

Kahve.

Tarafsız mı?

Hiç değil.

Eğer şu anda uykusuzsanız ama hâlâ düşünüyorsanız, eğer gece yarısı beyniniz çalışıyor ama bedeniniz isyan ediyorsa, bilin ki bu sizin irade zayıflığınız değil.

Bu, glutamat–adenosin kavgasıdır.

Glutamat, beynin en çalışkan maddesidir.

Düşünür, hatırlar, hızlanır, öğrenir.

Bir bakıma beynin gaz pedalıdır.

Sorun şu:

Gaz pedalı sürekli basılı kalırsa motor yanıyor.

İşte tam bu noktada sabırlı ama inatçı bir gece bekçisi olan adenosin devreye giriyor.

Adenosin, gün boyunca harcanan zihinsel enerjinin muhasebecisidir.

Ne kadar çok düşünürsek o kadar çok birikir.

Akşam olunca usulca der ki:

Dur bakalım, yoruldun, kapan gözler, yatıyoruz!

Ama modern (!) insan bu uyarıyı ciddiye almaz.

Telefonla, ekranla, bildirimle ve en önemlisi kahveyle adenosini susturmaya çalışır.

Kahve ne yapar?

Adenosini yok etmez.

Sadece yerine geçip reseptörleri kandırır.

Yani beyin şunu zanneder:

Yorgun değilim.”

Gerçek ise şudur:

Yorgunsunuz ama farkında değilsiniz.

Bu arada glutamat sevinçlidir...

Devam” der.

Bir fikir daha.

Bir video daha.

Bir sayfa daha.

Sonra sabah olur.

Ve siz yine kahveye uzanırsınız.

Daha ilk yudumda “oh be, kendime geldim” dersiniz.

Ama kim geldi?

Yoksa beyninizde yıllardır süren glutamat–adenosin mücadelesinde taraf mı seçildi?

Mesele sandığımızdan büyük.

Glutamat fazla kaçarsa beyin, uykusuz ama huzursuz, düşünen ama sakinleşemeyen, açık ama gergin bir duruma dönüşüyor.

Nöroloji literatürü buna kibarca “eksitotoksisite” diyor.

Halk arasındaki karşılığı ise“beynim yanıyor.

Adenosin, beynin sessiz kahramanıdır.

Pek havalı görünmez, PR’ı zayıftır.

Ama o olmazsa beyin çöker.

Adenosin, gün boyunca beynin harcadığı enerjinin faturasıdır.

Ne kadar çok düşünürseniz, o kadar birikir.

Akşam olunca da usulca kulağınıza fısıldar:

Artık yeter. Kapatıyoruz.”

Ve evet, kahve bu noktada sahneye çıkar.

KAHVE NE YAPIYOR?

Kafein adenosini yok etmiyor.

Beyine “adenosin gelmedi, demek ki yorgun değilim.” mesajı gidiyor.

Gerçek ise öyle değil...

Yorgunluk başladı. Adenosin kapıda bekliyor.

Kafein gidince içeri dalacak.

Ancak bir kahve daha...

Bir kahve daha.

“Kahveyle ayakta durma”ya devam.

Sonrası ise yıkım.

Ertesi günün faturası çok ağır.

Bu durumda "Glutamat günah keçisi mi?" sorusu akla geliyor.

Glutamat domateste, peynirde, mantarda, anne sütünde de var.

Sorun glutamat değil.

Sorun denge.

Beyin, glutamatla gazlıyor, adenosinle frene basıyor.

İkisi birlikte çalışmazsa sistem kilitleniyor.

*

Glutamat ilk kez 1908’de Japon bilim insanı Kikunae Ikeda tarafından keşfediliyor.

Adam aslında beynin değil lezzetin peşindeymiş.

Deniz yosununu inceledikten sonra, “Bu tat ne tuzlu, ne tatlı, ne ekşi… Bu başka bir şey.” diyor.

Adını "umami" koyuyor.

Beyinde ne yaptığı ise yıllar sonra anlaşılıyor.

Meğer bu “lezzet molekülü” aynı zamanda beynin ana yakıtıymış.

Glutamat tek başına iktidar olursa:

Kaos

Gürültü

Uykusuzluk hakim oluyor.

Adenosin tek başına yönetirse:

Bitkinlik

Durgunluk

Hayata geç kalma hali ortaya çıkıyor.

Sağlıklı beyin, koalisyon beynidir.

Gündüz glutamat çalışır.

Akşam adenosin konuşur.

Gece melatonin sahneyi kapatır.

Ve ertesi sabah ilk iş tekrar kahveye uzanırsanız kısır döngü başlıyor.

Kısır döngünün sonu ise kronik yorgunluk.

Beynimizi dinlersek bizi yormuyor.

Ama kahve ile susturursak faturası oldukça ağır oluyor.

Yüzyıllardır kahve geleneğimiz var.

Kahveden vaz geçmeyelim elbette

Ancak küçük, şirin porselen fincanlarımızda kahvemizi keyifle yudumlamak varken, kova kova plastik bardaklardaki aromatik kimyasal kahveleri içmenin ve beyni glutamat manyağı yapmanın manası yok. (Sıcakla temas eden plastik partiküllerin zararları da saymakla bitmiyor.)

Hayatın her alanında olduğu gibi seçimlerimiz sağlığımızı ve hayat kalitemizi belirliyor. 
Yükleniyor...