İzmir de Ulaşım

Ocak Ayı Ölümün ve Hatıraların Ayı

24 Ocak 2026, 09:12
DOĞAN PREPOL

Ocak Ayı Ölümün ve Hatıraların Ayı

Haziran’da ölmenin zor olduğunu söylerler. Belki doğrudur. Ama bana göre Ocak ayında ölmek de en az Haziran kadar zordur. Çünkü biz, varlığımızı borçlu olduğumuz annemizi, 24 Ocak 1998’in keskin soğuğunda kaybettik. O günden bu yana tam 28 yıl geçti; ama içimizde açılan boşluk hâlâ kapanmadı.

Ölüm, zamanı da mevsimleri de dinlemiyor. Bir gün ansızın geliyor ve insanın hayatından bir parçayı alıp götürüyor. Yahya Kemal’in dizelerinde söylediği gibi, demir almak günü gelince zamandan, meçhule giden bir gemi kalkıyor bir limandan. Bizim için o gemi, 24 Ocak 1998’de sessizce demir aldı. Ardında, el sallayacak gücü bile olmayan, soğukta donup kalan yürekler bırakarak…

Ama bu yolculuk yalnızca bizim evimizden başlamadı. Ocak ayı, her yıl pek çok haneye ateş düşürüyor. Ölüm; ünlü ya da sıradan, zengin ya da yoksul ayırmıyor. Sekiz metre kefen bezi, iki paket pamuk… Herkes için aynı son hazırlanıyor. Giden gidiyor; geride kalanlara ise gözyaşı, sessizlik ve dinmeyen bir acı kalıyor. Bu ölüm yıl dönümünde anneme yazdığım şiirimi siz değerli dostlarla paylaşmak istiyorum:


Annemin Ardından

Boğaziçi’nde yağmur indi sessizce

O kapkara gün geldi çattı

Ege Üniversitesi koridorunda

Doktor bir kâğıt verdi elime

Dünya başımıza yıkıldı

“Şefika” için

“Zaman sustu” dediler

Dört evlat

Sahipsiz kaldık

Hem anne hem baba olmuştu

Nasır tutmuş elleriyle büyütmüştü

Yetimliğimizi unutturmuştu

Akça pakça yüzüyle hep gülerdi

“Hayatı dürüstlükle yaşayın” derdi

Yardımseverlikti mirası

Boğaziçi’nin yağmurunda bir anne sustu

Bir daha dönmedi

Güzel kokusu ve sesi kaldı her yerde

Dile kolay…

28 yıl geçmiş annesiz

Annem, canım annem

Her gün seni andık

Nasihatlerinle yaşadık bugüne dek

Masmavi gözlerin hâlâ içimizde

Canım annem

Kalbimizdesin her an

Biz dört kardeş olarak, babasız büyümenin zorluğunu yaşayan, bize hem anne hem baba olan bir kadının evlatlarıyız. Okuma yazma bilmeyen ama kızlarının mutlaka okumasını isteyen bir annenin çocukları olarak onurumuzla büyüdük. 24 Ocak 1998’de annemizi kaybettik. O gün bizim için hayat durdu.

Son yıllarda Ocak ayında peş peşe yaşanan ölümler, “Ocak ayı ölüm ayı mı?” sorusunu akıllara getiriyor. Adeta bir ritüel gibi… Bazı ölümler hainceydi: Uğur Mumcu, Ali Gaffar Okkan, Hrant Dink… Kimisi hastalıktan, kimisi yaşlılıktan. Ama sonuç aynı: Ocak ayı çok can aldı, çok ocaklara ateş düşürdü.

Ocak ayında kaybettiğimiz değerli isimleri hatırlamak da boynumuzun borcu. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, siyasetçi İsmail Cem, gazeteci Mehmet Ali Birand, ressam Burhan Doğançay, yazar Metin Kaçan, Prof. Dr. Toktamış Ateş, “Deprem Dede” Ahmet Mete Işıkara, gazeteci Hrant Dink, Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis… Ve daha niceleri.

Ocak ayı ayrıca Türk sinemasının sevilen ismi Fatma Girik’i, türkücü Burhan Çaçan’ı, piyanonun kralı Ferdi Özbeğen’i, besteci Onno Tunç’u, tiyatro ustası Gülriz Sururi’yi, komedi sanatçısı Ayşen Gruda’yı, Münir Özkul’u, Arabeskin kralı Ferdi Tayfur, Selim İleri ve daha birçok değerli insanı bizden kopardı. Her biri kendi alanında iz bıraktı. Ocak ayı ise onları bizden aldı.

Bizim için Ocak ayı bir yas ayıdır. Hem annemizi hem de ülkemizin değerli insanlarını kaybettiğimiz bir ay…

Işıklar yoldaşları olsun.

 

Sağlıcakla kalın.

  
Yükleniyor...