|
24 Şubat 2026 Salı
TEK ÇARE: HALKLARIN BİRLİĞİ
TEK ÇARE: HALKLARIN BİRLİĞİ Dünya günlerdir bir ismi konuşuyor: Jeffrey Epstein. Açıklanan belgelerin yalnızca küçük bir bölümü bile küresel ölçekte bir sarsıntı yarattı. Belgelerin tamamı yayımlanırsa nelerin ortaya çıkacağını düşünmek bile insanı dehşete düşürüyor. İddialar ağır. Bağlantılar ürkütücü. Sessizlik ise daha da ürkütücü. ÇÖKME KORKUSU MU, ADALET KORKUSU MU? Skandalın merkezinde yalnızca bir kişi yok. İddialara göre siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler, medya figürleri ve sanat dünyasından güçlü isimler bu ağın çevresinde dolaşıyor. ABD siyasetinde şimdiki başkan Donald Trump ve eski başkanlardan Bill Clinton’ın ismi belgelerde defalarca geçiyor. Burada asıl soru şu: Hukuk herkese eşit mi? Eğer sistem, güçlü isimlere dokunduğunda “çökecek” kadar kırılgansa o sistem zaten kimin için vardır? Halk için mi yoksa seçkin bir zümre için mi? Batı dünyasının övündüğü “hukuk devleti” ilkesi bu olayla birlikte ciddi bir sınavdan geçiyor. GÜVEN KRİZİ VE HAYAL KIRIKLIKLARI Yazışmalarda ortaya çıkan temas iddiaları, yalnızca siyaset kurumuna değil, akademi dünyasına da gölge düşürdü. Önde gelen dilbilimci ve filozof Noam Chomsky ile Epstein arasındaki diyaloglar kamuoyunda ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Ayrıca Epstein’in 10 Ağustos 2019’da tutuklu bulunduğu hapishanede öldüğü açıklanmıştı. Yeni ortaya çıkan belgelerde 9 Ağustos’ta “öldü” raporunun yazıldığı iddia ediliyor. Doğruysa ölmediği tezini savunanların haklılığını gösteriyor. Bu durum tek tek isimlerden öte, kurumsal güveni sarsıyor. Eğer siyaset kirlenmişse, Eğer medya taraflıysa, Eğer hukuk güçlüye işlemiyorsa, insanlar kime güvenecek? KAYIP ÇOCUKLAR: RAKAMLAR VE GERÇEKLER Bu dosyanın en can yakıcı tarafı çocuklardır. Dünya genelinde her yıl yüz binlerce çocuk kayıp olarak bildiriliyor. ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Hindistan, Kanada ve daha birçok ülkede açıklanan rakamlar ciddi boyutlarda. Türkiye'de 2018 yılına kadar kaybolan çocuklar açıklanıyordu. Sonra nedense vazgeçildi. O dönem açıklanan verilere göre ülkemizde her yıl yaklaşık 10 bin çocuk kayboluyormuş. Bir de hiç veri alınamayan ülkeler var. Çocuk güvenliği küresel ölçekte ciddi bir sorun ve yeterince şeffaf ele alınmadığı ortada. Bu çocuklara ne oluyor? Organ mafyasına mı teslim ediliyor? Adrenacrome iddialarıyla bağlantısı var mı? Yoksa komplo teorilerinde söz edilen Baal'e kurban mı ediliyor? “BAAL” İSMİ: TESADÜF MÜ, SEMBOL MÜ? Skandal derinleştikçe ilginç iddialar da gündeme geldi. Bunlardan biri, Epstein’ın bazı finansal işlemlerinde “Baal” ismini kullandığıyla ilgili. İddianın kendisi bile semboller üzerinden yürüyen tartışmaları büyüttü. Peki tarihsel Baal kimdir? AYNI COĞRAFYANIN ÇOCUKLARI İsrailoğulları Kenan’a “boş bir araziye” gelmedi. Burası zaten: El kültünün, Aşera geleneğinin, Ve Baal tapınımının yaşadığı bir dünyaydı. Ugarit metinlerinde Baal: Fırtına tanrısıdır Bulutların üzerinde yürür Deniz kaosunu yener Ölüm tanrısıyla savaşır. İlginç olan şu: Tevrat’ta da Yahve: Bulutların üzerinde gelir Denizleri yarar Gök gürültüsüyle konuşur Dağ üzerinde görünür! Bu benzerlikler tesadüf mü, yoksa kültürel süreklilik mi? Baal’ın en güçlü sembolü şimşektir. Yahve için de Mezmurlar’da şu ifadeler vardır: “Rab göklerde gürledi.” “Şimşekleri saçtı.” Bazı akademisyenler, erken dönem İsrail dininde Yahve’nin de bir fırtına tanrısı karakteri taşıdığını savunuyor. Bu noktada önemli bir ayrım var: Baal = Kenan’ın yerleşik tarım toplumunun tanrısı. Yahve = Çöl kökenli, savaşçı ve göçebe karakterli tanrı. Ancak zamanla Yahve de tarımsal bereketin sahibi olarak anılmaya başlıyor. En çarpıcı bulgulardan biri, Sina’daki Kuntillet Ajrud yazıtıdır. Burada şu ifade geçer: “Yahve ve onun Aşerası” Bu ifade, erken İsrail dininin: Tam anlamıyla soyut bir monoteizm değil, çok tanrılı çevreden etkilenmiş bir yapı olabileceğini düşündürüyor. Aşera, Kenan dünyasında El’in eşidir. Baal kültünde de ana tanrıça figürü vardır. Bu durum, İsrail inancının başlangıçta henoteist (bir tanrıyı üstün görüp diğerlerini tamamen reddetmeyen) bir yapı taşıdığını düşündürüyor. Fakat daha sonraki Tevrat metinlerinde Baal, İsrail’in tek tanrılı inancına rakip bir figür olarak şeytanileştirilen bir varlık haline geliyor. Tevrat’ta defalarca geçen bir yasak vardır: “Çocuğunu Molek’e ateşten geçirme.” (Levililer 18:21) Yeremya daha serttir: “Oğullarını ve kızlarını ateşte yaktılar.” Molek bir tanrı adı değil, bir kurban türünün adı olabilir. Bazı ezoterik anlatılarda boğa sembolü Baal ile ilişkilendiriliyor. Bu kurbanın ne olduğunu Kartaca’daki arkeoloji söylüyor. “Tophet” adı verilen alanda bulunan binlerce küp . İçerisinde yakılmış bebek ve küçük çocuk kemikleri, üzerlerinde Tanit ve Baal Hammon sembolleri olan steller bulunmuş. Bu bulgular gerçek çocuk kurbanı ritüeli yapıldığını kanıtlıyor. Boğa sembolü ise burada devreye giriyor. Baal, çoğu yerde boğa ile temsil ediliyor. Boğa, tanrının yeryüzündeki gücüdür. Bugün Baal ismi, antik bir tanrıdan çok bir sembol olarak dolaşıma sokuluyor. Küresel elit teorilerinde, gizli ritüel iddialarında ve ezoterik anlatılarda sıkça karşımıza çıkıyor. İRAN’DA BAAL HEYKELİ TARTIŞMASI Günümüzde zaman zaman sosyal medyada antik sembollerle güncel siyaset arasında bağ kuran paylaşımlar dolaşıyor. Bunlardan biri de İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bir boğa ile verdigi iddia edilen görüntülerdi. Son dönemde sosyal medyada İran’da Baal heykelinin yıkıldığı ve bunun İsrail’e karşı sembolik bir mesaj olduğu iddiaları da paylaşıldı. KIZIL BOĞALAR VE TAPINAK TEPESİ 2022 yılında ABD’nin Teksas eyaletinden İsrail’e beş adet kızıl düve getirildiği ve dini çevrelerde bunun arınma ritüelleri açısından önemli görüldüğü haberleri yayıldı. Bu gelişme özellikle Tapınak Tepesi bağlamında eskatolojik (dünyanın sonu, kıyamet) yorumlara yol açtı. ORGANİZE KÖTÜLÜĞE KARŞI ORGANİZE İYİLİK Tüm yaşananların nerelerle, hangi kurumlarla, hangi insanlarla bağlantılı olursa olsun araştırılması, sorgulanması gerekiyor. Bu kokuşmuş sistemin insanlığa verdiği zararlar ortada. İyi insanlar çok öfkeli. Öfke doğal. Ancak öfke tek başına çözüm değil. Gerçek değişim; şeffaflık talebiyle, bağımsız medya ile, uluslararası çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkündür. Mesele Doğu-Batı meselesi değildir. Mesele insanlık meselesidir. Asıl soru şudur: Bu düzenin pasif izleyicisi mi olacağız, yoksa bilinçli ve etik bir dayanışmanın parçası mı? Tarih bize şunu gösteriyor: Sistemler çöker ama halkların vicdanı ayağa kalktığında yeni bir dönem başlar. Belki de gerçekten tek çare, halkların birliğidir.
Yükleniyor...
|