|
24 Şubat 2026 Salı
Sürüden Ayrılan Penguen: Neden Hepimiz O Dağlara Doğru Yürümek İstiyoruz?
Sürüden Ayrılan Penguen: Neden Hepimiz O Dağlara Doğru Yürümek İstiyoruz? Şu sıralar telefonumu ne zaman elime alsam, karşıma hep o çıkıyor: Sonsuz beyaz bir buz çölünün ortasında, fonda insanı uzaklara daldıran melankolik bir müzik eşliğinde, tek başına dağlara doğru yürüyen o küçük Adélie pengueni. Görüntü aslında yeni değil; Werner Herzog’un 2007 yapımı Encounters at the End of the World belgeselinden bir kesit bu. Ama ne olduysa , nasıl olduysa oldu ve çekilmesinden yirmi yıl sonra, 2026’nın bu ilk aylarında birden hepimizin "kendisi" haline geldi. Herkes videonun altına “İşte bu benim halim,” yazıp paylaşıyor.
Ama biz izlerken orada "yolunu şaşırmış bir hayvan" değil, bambaşka bir şey görüyoruz. O paytak adımlarda, o kararlı ama sessiz yürüyüşte sanki bir "artık yeter" çığlığı var. Sürü okyanusa, yemeğe, yani hayata doğru giderken; o tam tersini seçiyor. Modern hayatın bitmeyen gürültüsünden, susmayan bildirimlerden, üzerimize her gün boca edilen “daha çok üret, daha başarılı ol” dayatmalarından bir kaçış gibi geliyor bu bize.
Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu’nu düşününce taşlar daha da yerine oturuyor. Artık bizi sömüren bir "patron" yok, biz bizzat kendi kendimizin sömürücüsü olduk. Herkes birer "performans öznesi"; her an optimize olmalı, her an sosyal medyada en "parlak" halimizi sergilemeliyiz. Penguenin içinden çıktığı o koloni, bizim sabah trafiğimiz, hiç bitmeyen faturalarımız ve "normal" bir hayat sürme beklentimiz aslında. Dağlar ise sessizlik, hiçbir şey yapmama özgürlüğü ve belirsizlik... Thanatos’un fısıldadığı o nihai huzur.
Markalar da bu "sessiz çığlığı" hemen fark etti tabii. Eskiden reklamlar “Zirveye çık, başar!” diye gaz verirdi. Şimdi ise A101’den Turknet’e, Algida’ya kadar pek çok marka “Seni anlıyoruz, biz de yorgunuz” moduna geçti. Penguenin o yorgun adımları üzerinden duygusal bağ kurmaya çalışıyorlar. İşin en ironik tarafı da bu zaten: Penguen sistemi reddettiği için seviliyor, ama sistem o reddedişten bile bir paket çıkarıp bize geri satıyor. Asıl nokta şu: Videoyu paylaşıp “Her şeyi bırakıp gidesim var” diyoruz ama ertesi sabah yine aynı işe, aynı trafiğe dönüyoruz. Psikolojide buna moral licensing (ahlaki lisanslama) deniyor; yani gerçek bir isyan başlatmak yerine, o videoyu paylaşarak "İtirazımı yaptım" hissini yaşıyor ve vicdanımızı rahatlatıyoruz. Bu bizim güvenli, dijital katarsisimiz. O penguen muhtemelen o karlı dağların bir yerinde çoktan donup gitti. Ama bize bıraktığı iz, modern insanın en derin fantezisi: Açıklama yapmadan, vedasız ve hedef bile olmadan sadece çekip gitmek. Hepimiz bir gün o dağlara gitmek istiyoruz belki, ama çoğumuz sadece telefon ekranından o küçük, paytak adımlara bakıp “Vay be” diyoruz. Çünkü o yürüyüş, bizim söyleyemediğimiz her "hayır"ı söylüyor gibi. Ve biz hâlâ izliyoruz, hâlâ paylaşıyoruz. Çünkü bazen sadece yürümek gerekir; yanlış yöne de olsa, Thanatos’un fısıldadığı o mutlak sessizliğe doğru.
Yükleniyor...
|