İzmir de Ulaşım

Sürüden Ayrılan Penguen: Neden Hepimiz O Dağlara Doğru Yürümek İstiyoruz?

23 Şubat 2026, 12:50
Op.Dr. Ercan Serhat

Sürüden Ayrılan Penguen: Neden Hepimiz O Dağlara Doğru Yürümek İstiyoruz?

​Şu sıralar telefonumu ne zaman elime alsam, karşıma hep o çıkıyor: Sonsuz beyaz bir buz çölünün ortasında, fonda insanı uzaklara daldıran melankolik bir müzik eşliğinde, tek başına dağlara doğru yürüyen o küçük Adélie pengueni. Görüntü aslında yeni değil; Werner Herzog’un 2007 yapımı Encounters at the End of the World belgeselinden bir kesit bu. Ama ne olduysa , nasıl olduysa oldu ve çekilmesinden yirmi yıl sonra, 2026’nın bu ilk aylarında birden hepimizin "kendisi" haline geldi. Herkes videonun altına “İşte bu benim halim,” yazıp paylaşıyor.

 


Neden bu kadar vurdu ki bizi? İşin bilimsel tarafı aslında çok düz ve biraz da acımasız: Penguen yönünü kaybetmiş. Dr. David Ainley gibi uzmanlar buna “disoryantasyon” diyor. Beyaz körlüğü, yoğun sis, manyetik alan hataları ya da belki de sadece o ağır stres, hastalık veya üreme döneminin getirdiği o kafa karışıklığı... Herzog belgeselde bizzat anlatıyor: Bu pengueni tutup koloniye geri bıraksan bile, o yine arkasını dönüp aynı yöne, yani o ıssız dağlara doğru yürümeye devam ediyor. İşin aslı, bu penguen ölüme yürüyor; 70 kilometrelik o buzlu yolda hayatta kalma şansı sıfır.

​Ama biz izlerken orada "yolunu şaşırmış bir hayvan" değil, bambaşka bir şey görüyoruz. O paytak adımlarda, o kararlı ama sessiz yürüyüşte sanki bir "artık yeter" çığlığı var. Sürü okyanusa, yemeğe, yani hayata doğru giderken; o tam tersini seçiyor. Modern hayatın bitmeyen gürültüsünden, susmayan bildirimlerden, üzerimize her gün boca edilen “daha çok üret, daha başarılı ol” dayatmalarından bir kaçış gibi geliyor bu bize.



​Tam burada Freud’un o meşhur Thanatos kavramı geliyor akla. Freud, 1920’de yazdığı Haz İlkesinin Ötesinde kitabında, yaşamı iki büyük gücün savaşı olarak tanımlamıştı: Eros ve Thanatos. Eros bizi hayata bağlayan, yaratmamızı, sevmemizi ve hayatta kalmamızı sağlayan o yaşam içgüdüsü. Thanatos ise onun karanlık kardeşi; yani ölüm içgüdüsü. Freud’a göre hayat bazen o kadar çok kaos, gerilim ve baskıyla dolar ki, zihnimiz o inorganik huzura, yani mutlak sessizliğe ve hareketsizliğe dönmek ister. Modern hayatta bu bazen içe dönük bir tükenmişlik, her şeyden vazgeçme isteği olarak çıkar karşımıza. İşte o penguenin dağlara yürümesi, Thanatos’un görselleşmiş hali gibi: Sonu sessizlik de olsa, o "gürültünün bitmesi" arzusuna yenik düşmek.

​Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu’nu düşününce taşlar daha da yerine oturuyor. Artık bizi sömüren bir "patron" yok, biz bizzat kendi kendimizin sömürücüsü olduk. Herkes birer "performans öznesi"; her an optimize olmalı, her an sosyal medyada en "parlak" halimizi sergilemeliyiz. Penguenin içinden çıktığı o koloni, bizim sabah trafiğimiz, hiç bitmeyen faturalarımız ve "normal" bir hayat sürme beklentimiz aslında. Dağlar ise sessizlik, hiçbir şey yapmama özgürlüğü ve belirsizlik... Thanatos’un fısıldadığı o nihai huzur.



​Türkiye’de bu melankolinin bu kadar sahiplenilmesinin sebebi ise çok daha ağır verilerde gizli. MetroPOLL’ün 2025 sonu raporu, toplumun %61’inin "yüksek düzeyde tükenmişlik" yaşadığını söylüyor. Gençlerde "NEET" (ne eğitimde ne istihdamda) oranı OECD ortalamalarının çok üzerinde, %26 ile %31 bandında seyrediyor. 2025 Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye 94. sıraya kadar gerilemiş durumda. Birçoğumuz beş yıllık plan bile yapamazken, o penguenin “nereye gittiğini bilmeden ama gitmek zorunda hissederek” yürümesi, bizim gelecek kaygımıza cuk oturuyor. Gerçek hayatta o adımı atmak çok riskli; yalnızlaşmak, çökmek ve geri dönememek var. O yüzden ekrandan izleyip iç çekmek çok daha güvenli geliyor.

​Markalar da bu "sessiz çığlığı" hemen fark etti tabii. Eskiden reklamlar “Zirveye çık, başar!” diye gaz verirdi. Şimdi ise A101’den Turknet’e, Algida’ya kadar pek çok marka “Seni anlıyoruz, biz de yorgunuz” moduna geçti. Penguenin o yorgun adımları üzerinden duygusal bağ kurmaya çalışıyorlar. İşin en ironik tarafı da bu zaten: Penguen sistemi reddettiği için seviliyor, ama sistem o reddedişten bile bir paket çıkarıp bize geri satıyor.

​Asıl nokta şu: Videoyu paylaşıp “Her şeyi bırakıp gidesim var” diyoruz ama ertesi sabah yine aynı işe, aynı trafiğe dönüyoruz. Psikolojide buna moral licensing (ahlaki lisanslama) deniyor; yani gerçek bir isyan başlatmak yerine, o videoyu paylaşarak "İtirazımı yaptım" hissini yaşıyor ve vicdanımızı rahatlatıyoruz. Bu bizim güvenli, dijital katarsisimiz.

​O penguen muhtemelen o karlı dağların bir yerinde çoktan donup gitti. Ama bize bıraktığı iz, modern insanın en derin fantezisi: Açıklama yapmadan, vedasız ve hedef bile olmadan sadece çekip gitmek. Hepimiz bir gün o dağlara gitmek istiyoruz belki, ama çoğumuz sadece telefon ekranından o küçük, paytak adımlara bakıp “Vay be” diyoruz. Çünkü o yürüyüş, bizim söyleyemediğimiz her "hayır"ı söylüyor gibi. Ve biz hâlâ izliyoruz, hâlâ paylaşıyoruz. Çünkü bazen sadece yürümek gerekir; yanlış yöne de olsa, Thanatos’un fısıldadığı o mutlak sessizliğe doğru.

 

  
Yükleniyor...