|
25 Şubat 2026 Çarşamba
Sessiz Bir Dev ve Gürültülü Bir Boşluk: Rumeli-Balkan Camiası Neden Artık Şarık Tara Çıkaramıyor ?
Sessiz Bir Dev ve Gürültülü Bir Boşluk: Rumeli-Balkan Camiası Neden Artık Şarık Tara Çıkaramıyor ?
Türkiye’de milyonlarca insanın kökleri Rumeli ve Balkanlar’a uzanıyor. Bu topluluk, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte devlet yönetiminden bilime, askeriyeden bürokrasiye kadar en kritik kadrolarda yer aldı. Sadrazamlar, komutanlar, düşünürler, iş insanları… Liste uzayıp gider. Buna rağmen bugün aynı topluluğun sivil toplum sahnesindeki etkisi, sayısal büyüklüğüyle ters orantılı görünüyor. Kalabalık var, potansiyel var, ama yön veren liderlik yok. Bu boşluğun en çarpıcı göstergesi, dünya çapında başarıya ulaşmış bir Rumeli evladı olan Şarık Tara’nın kendi toplumsal çevresinde yeterince konuşulmaması.
Şarık Tara, sıfırdan küresel ölçekte bir mühendislik devi kurmuş, onlarca ülkede projeler yürütmüş, eğitim ve kültür alanına büyük katkılar sağlamış, Balkanlarla bağını hiç koparmamış bir isimdi. Kısacası yalnızca başarılı bir iş insanı değil, bir “sistem kurucu” idi. Ancak bugün birçok Rumeli-Balkan derneğinin toplantılarında onun adı ya hiç geçmez ya da birkaç cümleyle anılıp geçilir. Neden? Çünkü Rumeli toplumunun tarihsel olarak taşıdığı bir kültürel kod var: Sessiz başarı. “İş yap, gösterme. Hizmet et, öne çıkma.” Bu kültür bireysel ahlak açısından değerlidir; fakat modern dünyada görünürlük üretmeyen başarı, zamanla kolektif hafızadan silinir. Bugün küresel çapta Yahudiler, Hintliler, Ermeniler başarı hikâyelerini bilinçli biçimde markalaştırırken, Rumeli-Balkan toplumu hâlâ “tevazu” ile “görünmezlik” arasındaki ince çizgide duruyor. Sorunun ikinci boyutu ise sivil toplum yapılarında yatıyor. Pek çok dernek büyük fedakârlıklarla ayakta tutulsa da faaliyetler çoğunlukla kültürel etkinlikler ve hemşeri dayanışması etrafında dönüyor. Oysa modern STK’ların gerçek gücü; lider yetiştirmek, düşünce üretmek, uluslararası ağ kurmak ve genç elitleri organize etmekten gelir. Bu alanlarda belirgin bir boşluk var. Üçüncü mesele, belki de en kritik olanı: Rumeli göçmenlerinin Türkiye’ye olağanüstü derecede başarılı şekilde entegre olması. Bu başarı, paradoksal biçimde kimliğin görünürlüğünü azaltmıştır. Şarık Tara çoğu zaman “Rumelili büyük iş insanı” olarak değil, “Türk iş dünyasının saygın ismi” olarak anılır. Bu durum birey için onur vericidir; fakat toplumsal aidiyetin ortak güç üretmesini zorlaştırır. Bir başka sorun da parçalanmış kimlik yapısıdır. Boşnak, Arnavut, Pomak, Makedonya Türkü, Bulgaristan göçmeni… Aynı tarihsel havzadan gelen bu topluluklar çoğu zaman ayrı ağlar içinde hareket eder. Ortak semboller üretilemediğinde, ortak rol modeller de sahiplenilemez. Oysa Şarık Tara gibi figürler tam da bu parçalı yapıyı aşabilecek niteliktedir. Onun hikâyesi yalnızca bir şirketin büyüme öyküsü değildir; Balkanlar’dan çıkıp dünyaya açılan, küresel ölçekte saygınlık kazanan, ama köklerini unutmayan bir neslin hikâyesidir. Bugün asıl eksik olan şey lider değil, liderlik anlatısıdır. Rumeli-Balkan toplumu hâlâ çok yüksek nitelikli insan kaynağı üretmektedir. Ancak bu başarılar bireysel kalmakta, kurumsal hafızaya dönüşmemektedir. Şarık Tara’nın az konuşulması aslında bir kişinin değil, bir toplumun sessizleşmesidir. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Rumeli-Balkan toplumu yeni Şarık Taralar yetiştirecek zemini kurabilecek mi, yoksa geçmişin başarılarıyla yetinmeye devam mı edecek? Çünkü tarih bize şunu gösterir: Bir toplum rol modellerini unutmaya başladığında, geleceğini de başkalarının yazmasına razı olmuş demektir. Yükleniyor...
|