|
17 Mayıs 2026 Pazar
MÜCADELENİN İHTİYAÇ DUYDUĞU ÖRGÜTLENME
Burjuvazi “devletin sivilleştirilmesi”, “devlet üzerindeki “militarist vesayetin ortadan kaldırılması” ve “demokratikleşme” söylemi eşliğinde doğrudan silahlı müdahalelerle kitlelerin işsizlik, yoksulluk, açlık karşısında mücadelenin çıtasını yükseltmelerini, Kürtlerin özgürleşme isteklerini engellemeyi günümüz koşulları açısından önemli ölçüde başarıyor. Ortadoğu’da, Avrupa’nın değişik ülkelerinde kitleler açlığa başkaldırıp sokağı işgal ediyor olmalarına karşın Türkiye’de başta işçi sınıfı olmak üzere, işsizlerin kitlelerin kapitalizmin yarattığı ve doğrudan kendilerini kıskaca alan uygulamalar karşısında sistemi sarsacak mücadeleyi yükseltememeleri ciddi bir biçimde düşünülmesi, tartışılması gereken bir durumdur.
Burjuvazinin bugün için mücadelenin çıtasının yükseltilmesini engellemede yakaladığı başarı; Marksistlerin yaşanan koşulları kavrama ve buna uygun mücadele araçlarını yaratma ve kullanmakta gösterdikleri beceriksizlikle, özellikle de, bir kısım “sosyalist” yapının, burjuva sendikal anlayışın başta işçi sınıfı olmak üzere yığınları kapitalist koşullarda tutma çabalarıyla da doğrudan ilgilidir.
Kürt özgürleşmesi “ileri demokrasi” adına örgütlendirilen yeni militarist güçlerle engellenmeye çalışılıyor. Yığınlar açlık, işsizlik girdabında boğuluyor. Burjuvazi “ordunun sivil idarenin emrine verilerek demokratikleşme” maslıyla kitlelerin demokratikleşme taleplerinin önüne yeni barikatlar örüyor. Krizin Türkiye’yi etkilemeyeceği safsatası kullanılarak işsizlerin, açların umut dünyasında sürüklenişleri sağlanıyor. 400 binlere kadar gerileyen sendikalı işçi sayısı taşeron işçilik vb. uygulamalarla her geçen gün daha da geriletilerek sınıfın örgütlenmesi engelleniyor, sömürü katmerleştiriliyor. Bütün bunlara karşın Marksistler yaşamın dayattığı örgüt biçimlerini ve mücadele yöntemlerini yaratmakta ciddi bir atılganlık gösteremiyor, “sosyalist hareket” parlamentoyu amaç haline getiren örgütlenme ötesini görmüyor.
Gelinen yerde; dünyada olduğu gibi Türkiye’de mızrağın ucunu kapitalist sisteme yöneltecek ve burjuvaziyi başkaldırısıyla sarsacak gücün emekçiler, işsizler, açlıkla boğuşan yığınlar özellikle de işsiz gençler olduğu kavranmalıdır. Ve elbette Marksistler açısından bu kitlelerin örgütlendirilmesi ve mücadeleye seferber edilmesi öncelikli görev olarak anlaşılmalıdır. Durumun bu biçimiyle konması işçi sınıfının sosyalizm mücadelesindeki öncü rolünün inkârı, sınıf partisi yerine başkaca örgüt biçiminin konması değildir. Tam aksine kapitalizmin içinde bulunduğu durumun kavranması ve sosyalizm mücadelesinde yaşamın dayattığı örgüt biçimlerinin yaratılması, mücadelenin çıtasının yükseltilmesi iradesidir.
İşçi sınıfı partisinin örgütlendirilmesi ve sosyalizm mücadelesinin yükseltilmesi; Kürt özgürleşme hareketinin vardığı noktanın ve ihtiyaçlarının kavranması, emekçi sınıfların, işsizlerin örgütlendirilmesine doğrudan bağlıdır. Yaşanan koşulların Marksistlere dayattığı görev; sokaktaki insanın, sistemle bir biçimde sorunu olan insanın örgütlendirilmesi ve sınıf mücadelesine katılmalarını sağlanmasıdır. Yasalcılığı reddetmeyen ama kendisini yasalcılıkla sınırlamayan, olabildiğince geniş kitleleri kucaklamayı ve örgütlendirerek sınıf mücadelesine katmayı düşünen örgüt biçimini yaratmaktır. Elbette bu işçi sınıfının partisi değildir ama onun önünü açan, ona güç katan örgütte olacaktır. Bu örgüt biçimi, son ayların moda örgütlenmesi türlü renkten politik duruşların bir araya getirilmesi ve parlamentonun amaç edilmesi de değildir.
Kısacası günümüz koşullarında mücadelenin ihtiyacı sistemle sorunu olan insanın sistem karşısında örgütleyecek ve mücadeleye sevk edecek olan olabildiğince geniş tabanlı bir örgüt yaratmaktır. Şu ya da bu örgütün, sendikaların, meslek örgütlerinin, derneklerin vb katılımıyla yaratılacak bir çatı değil; bunları da içine alabilen ama bütün emekçi sınıfları özellikle de işsiz gençleri kapitalizm karşısında konuşlandıracak bir örgütlenme kaçınılmaz görevdir.
Yükleniyor...
|