İzmir de Ulaşım

İki Milletin Hafızasında Bir Aile: Sami Fraşeri’den Can Öz’e

19 Ekim 2026, 15:18
Biz Rumeliyiz Platformu

İki Milletin Hafızasında Bir Aile: Sami Fraşeri’den Can Öz’e

    Bir Arnavut aydınının Türkçeye, Arnavut ulusal uyanışına, Türk sporuna ve yayıncılık dünyasına uzanan sıra dışı mirası...

    Tarih bazen devletlerin, savaşların ve sınırların hikâyesini anlatır. Oysa kimi zaman bir ailenin hikâyesi, iki milletin ortak geçmişini anlamak için yüzlerce tarih kitabından daha fazlasını söyler.

    İşte Fraşeri ailesi böyle bir ailedir. Bugün Türkiye'de Şemseddin Sami, Arnavutluk'ta ise Sami Frashëri adıyla tanınan Sami Fraşeri (1850–1904), yalnızca iki farklı isimle hatırlanan bir aydın değildir. O, iki toplumun modernleşme ve kültürel gelişim süreçlerinde derin izler bırakmış, sıra dışı bir entelektüeldir. Arnavutluk'un ulusal uyanışında, Türkçenin modernleşmesinde özel yeri vardır.

    1850 yılında bugünkü Arnavutluk sınırları içerisindeki Fraşer'de doğan Sami Fraşeri, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok uluslu dünyasında yetişti. Kardeşleri Abdül ve Naim Fraşeri ile birlikte Arnavut ulusal uyanışının, yani Rilindja Kombëtare Shqiptare hareketinin önemli isimlerinden biri oldu.     Abdül Fraşeri siyasi örgütlenmede, Naim Fraşeri edebiyatta, Sami Fraşeri ise özellikle dil, eğitim ve düşünce alanlarında Arnavut ulusal bilincinin gelişmesine katkıda bulundu. 1899 yılında yayımlanan Shqipëria ç'ka qenë, ç'është e ç'do të bëhetë (Arnavutluk Neydi, Nedir, Ne Olacak?) adlı eseri, Arnavut ulusal düşüncesinin temel metinlerinden biri olarak kabul edilir. Ancak Sami Fraşeri'nin hikâyesi yalnızca Arnavutluk'la sınırlı değildir. İstanbul'da geçirdiği yıllar boyunca Türk dili, edebiyatı ve ansiklopediciliği açısından olağanüstü eserler ortaya koydu.

    Kâmûs-ı Türkî, Türk sözlükçülüğünün modernleşmesindeki en önemli eserlerden biridir. Üstelik eserinin adında Türkçe vurgusunu öne çıkarması, dilin kimliği üzerine düşünce dünyasını da yansıtır. Altı ciltlik Kâmûsü'l-A'lâm, Osmanlı dünyasının en kapsamlı ansiklopedik çalışmalarından biridir. 1872'de yayımlanmaya başlayan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat ise Türk romanının ilk örnekleri arasında yer alır. Düşününüz: Arnavut ulusal uyanışının en önemli düşünürlerinden biri, aynı zamanda Türkçenin modernleşmesine öncülük eden isimlerden biridir. Bugünün dar milliyetçi kalıplarıyla anlaşılması kolay olmayan bu gerçek, Osmanlı'nın çok kültürlü entelektüel dünyasını anlamak bakımından son derece değerlidir.

Bir sonraki kuşak: Ali Sami Yen ve Galatasaray

    Fraşeri ailesinin Türkiye'ye bıraktığı miras yalnızca edebiyatla sınırlı kalmadı. Sami Fraşeri'nin oğlu Ali Sami Yen (1886–1951), 1905 yılında arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Spor Kulübü'nü kurdu. Böylece bir kuşakta sözlükler, ansiklopediler ve romanlarla Türk kültürüne katkı yapan aile, sonraki kuşakta Türk spor tarihinin en önemli kurumlarından birinin doğuşunda rol oynadı. Bugün milyonlarca insanın tutkuyla desteklediği Galatasaray'ın kurucusunun, Arnavut ulusal uyanışının öncülerinden Sami Fraşeri'nin oğlu olduğunu kaç kişi biliyor ? Bu yalnızca ilginç bir aile bilgisi değildir. Türkiye'nin kültürel ve kurumsal tarihinde Balkan kökenli aydınların oynadığı rolün somut örneklerinden biridir.

Dördüncü kuşağa uzanan miras: Can Öz ve yayıncılık

    Fraşeri ailesinin kültürel mirasına ilişkin dikkat çekici bağlantılardan biri de Can Yayınları'nın yöneticisi Can Öz ile ilgilidir. Can Öz'ün Sami Fraşeri'nin dördüncü kuşak torunu olduğu bilgisi, aile geçmişine ilişkin anlatımlarda yer almaktadır. Bu soy bağının ayrıntıları ayrıca belgelenmeye değer olsa da, iki isim arasında kurulan kültürel paralellik oldukça anlamlıdır. 1981 yılında Erdal Öz tarafından kurulan Can Yayınları, Türk ve dünya edebiyatının önemli eserlerini okurlarla buluşturan köklü yayınevlerinden biridir. Sami Fraşeri'nin 19. yüzyılda dilin gelişmesi ve bilginin yaygınlaşması için gösterdiği çabayla, günümüz yayıncılığının edebiyatı geniş kitlelere ulaştırma misyonu arasında dikkate değer bir süreklilik vardır. Bir tarafta sözlük hazırlayan, ansiklopedi yazan, roman kaleme alan bir büyük aydın... Diğer tarafta, nesiller sonra kitapların ve edebiyatın dünyasında faaliyet gösteren bir yayıncı... Aradan bir asrı aşkın zaman geçmiş olsa da kültür, eğitim ve kitap etrafındaki ortak değerler dikkat çekmektedir.

Peki biz bu ortak tarihin ne kadarını biliyoruz ?

    Türkiye'de Şemseddin Sami'nin Arnavut kimliği çoğu zaman ikinci planda kalır. Arnavutluk'ta ise Sami Frashëri'nin Türk dili ve edebiyatına yaptığı katkılar, onun Arnavut ulusal uyanışındaki rolünün gölgesinde kalabilmektedir. Oysa tarih bu iki kimlikten birini seçmemizi gerektirmiyor. Sami Fraşeri'nin Türkçeye yaptığı katkı onun Arnavut kimliğini ortadan kaldırmadığı gibi, Arnavut ulusal düşüncesine katkıları da Türk kültür tarihindeki yerini küçültmez. Tam tersine, her iki toplumun tarihini zenginleştirir. Balkanlar ve Anadolu yüzyıllarca yalnızca savaşların, göçlerin ve siyasi mücadelelerin coğrafyası olmadı. Aynı zamanda fikirlerin, dillerin, sanatın, bilimin ve kültürün birbirine karıştığı büyük bir insanlık havzasıydı. Bu coğrafyada insanların kimlikleri çoğu zaman bugünkü ulus devlet sınırlarından çok daha karmaşıktı. Bir insan Arnavut olabilir, İstanbul'da yaşayabilir, Türkçe yazabilir, Arnavutça eğitime katkıda bulunabilir ve her iki toplumun geleceğini etkileyebilirdi. Sami Fraşeri bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Asıl miras: Sınırların ötesinde üretilen değer

    Bugün milliyetçilik çoğu zaman geçmişi paylaşmak yerine sahiplenmek üzerine kuruluyor. Bir tarihî şahsiyetin hangi millete ait olduğu tartışılırken, insanlığa ve farklı toplumlara yaptığı katkılar ikinci plana itiliyor. Oysa belki de sormamız gereken soru farklıdır ? Sami Fraşeri Türk müydü, Arnavut muydu değil; bir Arnavut aydını iki toplumun kültürüne nasıl bu kadar büyük katkıda bulunabildi ? Aynı şekilde, Balkan kökenli ailelerin Türkiye'nin bilim, sanat, spor, ticaret ve yayıncılık tarihine yaptığı katkılar da yalnızca etnik aidiyetleri üzerinden değil, ürettikleri değer üzerinden değerlendirilmelidir.

    Sami Fraşeri'den Ali Sami Yen'e, oradan Can Öz ile ilişkilendirilen yayıncılık mirasına uzanan bu hikâye, bize önemli bir düşünceyi hatırlatıyor. İmparatorluklar dağılır, sınırlar değişir, devletler kurulur ve yıkılır. Ancak bilgi, kültür ve düşünceyle inşa edilen miras nesiller boyunca yaşamaya devam edebilir. Sami Fraşeri'nin Arnavutluk'a ve Türkiye'ye bıraktığı ortak mirası anlamak, yalnızca geçmişi öğrenmek değildir. Aynı zamanda iki toplumun birbirine ne kadar çok şey borçlu olduğunu da hatırlamaktır. Çünkü büyük insanlar yalnızca doğdukları milletin değil, katkıda bulundukları bütün toplumların tarihine aittir.

Kaynaklar:

https://x.com/ccanozz/status/1171651415539892224

 

Resim. Kâmûs-ı Türkî (Latin Harfleriyle), Şemseddin Sami

 

  
Yükleniyor...