|
25 Ağustos 2026 Salı
Helal olsun size Geylanlar
Helal olsun size Geylanlar Bazı insanlar bir ülkeyi terk eder ama ülkelerini terk etmez. Yanlarında taşıdıkları valizlerden çok daha ağır bir şey vardır onların... Birikimleri, kültürleri, anıları, dilleri, sanatları. Yahya ve Canan Geylan işte böyle bir yolculuğa çıktı. Türk musikisiyle ilgilenip de Canan ve Yahya Geylan'ın isimlerini duymamış olanların sayısı azdır. Yıllarca radyolarda, televizyonlarda, sahnelerde sesleriyle, sazlarıyla, yorumlarıyla dinleyenlere Türk musikisinin inceliklerini yansıttılar. Canan Geylan, Kültür Bakanlığı Devlet Korolarının Samsun, Ankara, İzmir ve İstanbul kadrolarında görev yaptı. Yahya Geylan ise TRT İzmir Radyosu'nda başlayan sanat yolculuğunu İstanbul'da sürdürdü. Tek başlarına ve birlikte onlarca televizyon programında, sayısız konser ve etkinlikte sahne aldılar. Ama onları değerli kılan yalnızca sanatçı kimlikleri değildi. Çizgilerini hiç bozmadan yıllarca Türk musikisine hizmet ettiler. İstanbul'da amatör korolar yönettikleri gibi Yahya Geylan, Türkiye'nin en köklü musiki eğitim kurumlarından biri olan Üsküdar Musiki Cemiyeti'nin şefliğini yapma onuruna da erişti. Sonra bir karar verdiler... Kanada'ya yerleşeceklerdi. Bazen hayat yeniden başlamaktır. İnsan yıllarca emek verdiği bir kariyeri geride bırakıp başka bir ülkede yaşamaya karar verdiğinde, aslında yalnızca adresini değiştirmez. Konfor alanını terk eder. Alışkanlıklarını bırakır. Çevresini, dostlarını, mesleki bağlantılarını, yıllar içinde oluşturduğu düzeni geride bırakır. Üstelik Geylan çifti bunu gençliklerinin ilk yıllarında değil, yılların birikimini taşıdıkları bir dönemde yaptı. Kararlarının merkezinde kızları Ayşegül vardı. Ayşegül İstanbul'daki bir Kanada okulunda eğitim görüyordu. Onun geleceği için Kanada'da yaşamanın daha doğru olacağını düşündüler. Ve yola çıktılar. Yeni bir ülke... Yeni bir hayat... Yeni bir düzen... Kalacak ev, okul, ekonomik hayat ve en önemlisi, “Biz şimdi ne yapacağız?” sorusu... Bildikleri en iyi şeyi yaptılar; müziği. Bir saz, bir ses ve koca bir kültür. Kanada'daki Türk toplumuyla bağlantılar kurdular. Bir şirket kurdular. Yahya; mızraplı ve yaylı tanbur, ud ve ritim sazlarıyla müzik üretmeye devam etti. Canan; keman ve uduyla... Elbette sesleriyle. Fakat bir süre sonra bunun yalnızca kendi müziklerini icra etmekten ibaret olmaması gerektiğini gördüler. İlk yıl, 2024... 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Toronto Başkonsolosu himayesinde düzenlenen Cumhuriyet resepsiyonunda Atatürk'ün sevdiği şarkılar ve marşlar seslendirildi. Piyanist Artun Miskçiyan da projeye eşlik etti. Türk musikisi icrasında daha önce bulunmamış bir müzisyenin bu projeye dahil olması bile aslında hikayenin başka bir tarafını gösteriyordu. Turkish Society Of Kanada’nın İsabel Bader Theatre’de düzenlediği programda “Hayat Musikidir” temasıyla 10 Kasım Atatürk’ü Anma konseri verdiler. Barkovizyon gösterileriyle Atatürk'ün hayatından kesitler sunulduğu konser Kanada'da bu kapsamda ilklerden biri olarak büyük ilgi gördü. Türkiye’nin Kanada Büyükelçiliği’nin davetlisi olarak National Art Center NAC Orchestra üyeleriyle birlikte onların kendi dinleyicilerine Türk müziği eserleri icra ettiler. Ses getirmeye başlayınca etkinlikler peşi sıra geldi... Yunus Emre Enstitüsü ve Labyrint Orkestrası ile buluşma Geylan çiftine yeni bir kapı daha açtı. Labirent Ensemble ile birlikte makam ve usul kavramlarını anlatan konserler düzenlediler. İranlı kabak kemane sanatçısı Soheil Sadeghı ile de aynı sahneyi paylaştılar. Sadece Türkler değil... Kanadalılar, İranlılar, Yunanlılar, Museviler... Farklı kültürlerden insanlar bu müziği dinlemeye başladı. Çünkü Türk musikisi, doğru anlatıldığında yalnızca Türklerin dinleyeceği bir müzik değildi. İçinde insanın ortak duygularına dokunan bir dünya vardı. Geylan çifti güzel sanatlar liselerinde derslere girerek Türk musikisinin makamlarını ve usullerini anlattılar. Geylan çifti bununla da yetinmedi. Canan, 40 yıllık köklü Ezgi topluluğunda koro şefliğini üstlendi. Yahya ise Türk Kültür ve Folklor Derneği çatısı altındaki Toronto Türk Müziği Topluluğu'nda şeflik yapmaya başladı. Koro, Toronto Türk Sinema Film Festivali'nde film müziklerinden oluşan repertuvarıyla sahne aldı. Ardından daha büyük bir sınav geldi. Toronto'nun dünyaca tanınan sahnelerinden Aga Khan Museum'da konser... Dünyanın farklı ülkelerinden müzisyenlerin sahne alabilmek için büyük önem verdiği bu 500 kişilik salon tamamen doldu. Ortaya profesyonel düzeyde bir konser çıktı, izleyenler mest oldu. Burada durup bir düşünelim... Türkiye'de yıllarca sanat yapan iki insan Kanada'ya gidiyor, sıfırdan başlıyor, kısa süre içerisinde koro şefi oluyor, eğitim veriyor, konser düzenliyor, çocuklara Türk musikisini anlatıyor, farklı milletlerden müzisyenleri aynı sahnede buluşturuyor. Sonunda yüzlerce kişilik salonları dolduruyor. Bu yalnızca bir başarı hikayesi değildir. Bu aynı zamanda bir kültür diplomasisidir. 2026'nın başında ise başka bir yetenek ortaya çıkıyor... Yaklaşık 30 yıl önce izleyiciyle buluşmuş olan ve göçmenlerin hayatını konu alan “Gitmek mi Zor, Kalmak mı Zor?” adlı oyun yeniden sahneleniyor. Dr. Esin Akalın'ın yönettiği oyunda Canan Geylan ve kızları Ayşegül de rol alıyor. Yahya Geylan ise oyunculuğun yanısıra tiyatronun bütün şarkılarını yeniden besteliyor. 750 kişilik salon doluyor. Yahya Geylan'ın müzisyen kimliğinin yanında başka bir yeteneği daha ortaya çıkıyor... Oyunculuk. Hayat bazen insanın kendisinde bulunan ama hiç keşfetmediği kapıları da açıyor. Öğretmek, icra etmek kadar önemli. Bir başka çalışma ise iki yıldır devam ediyor. Tasavvuf korosu öğrencileriyle makam, usul ve ilahi repertuvarı üzerine çalışmalar... Çünkü Geylan çifti için mesele yalnızca sahneye çıkmak değil, bilgiyi aktarmak. Bir sanatın geleceğini garanti altına almanın en önemli yolu da bu değil mi? Usta öğrenir, usta icra eder ama gerçek sanatçı, bildiğini başkasına da öğretir. Geylan çiftinin Kanada'daki çalışmaları artık yalnızca konserlerle sınırlı değil. CYMusicHub ve CYModalMusic adı altında iki şirket kurarak müziğin organizasyonundan yapımına kadar uzanan bir yapı oluşturdular. Amaç yalnızca ekonomik bir faaliyet yürütmek değil. Türk kültürüne ve Kanada'daki Türk toplumuna katkı sağlayacak projeler üretmek. Bir kültür arşivi oluşturmaya da çalışıyorlar. Belki de yaptıkları en önemli işlerden biri ise farklı milletlerden müzisyenleri Türk musikisinin içine dahil etmek. Kanadalı, İranlı ve Güney Koreli müzisyenlerle geleneksel Türk musikisinin seçkin eserlerini aynı sahnede buluşturuyorlar. Fakat burada çok ciddi bir sorunla karşılaşıyorlar... Nota sistemi. Türk musikisinin Batı müziği eğitimi almış bir müzisyene aktarılması, sanıldığı kadar kolay değil. Makam, perde, transpozisyon ve geleneksel nota anlayışı devreye girdiğinde mesele neredeyse matematiksel bir probleme dönüşüyor. Bu nedenle Geylan çifti, farklı kültürlerden müzisyenlerin eserleri anlayabilmesi için onları Batı notasyonuna aktarmak zorunda kalıyor. Çünkü bir müziği dünyaya tanıtmak istiyorsanız, yalnızca onu çalmanız yetmez. Dünyanın anlayabileceği bir iletişim dili de oluşturmanız gerekiyor. Oradaki İranlılar, Araplar bunu başarmışlar. Ancak Türk Musikisi bu konuda geride kalmış. Türk musikisinin evrenselleşmesinin önündeki sorunlardan biri de bu. Türk musikisi kendi ülkesinde çok değerli olmasına rağmen, dünyanın müzik eğitim sistemine yeterince nüfuz edemiyor. Geylan çiftinin Kanada'da yaptığı iş, işte bu duvarın aşılması açısından son derece önemli. Onlar Kanada'ya yalnızca yaşamaya gitmediler. Türkiye'den Kanada'ya bir kültür köprüsü kurdular. Bi’nevi kültür elçisi oldular. Üstelik herhangi bir resmi unvan taşımadan... Bir makam sahibi olmadan... Sadece sanatçı kimlikleriyle. Yahya ve Canan Geylan, binlerce kilometre ötede mücadele veriyor. Hem de sıfırdan başlayarak... Hem sanatlarını sürdürerek hem de öğreterek... Hem ekonomik bir yapı kurarak hem de kültürel projeler üreterek... Kısacası Türkiye'den aldıkları müzik mirasını Kanada'da yaşatmakla kalmıyor, onu farklı kültürlerle buluşturuyorlar. Yaz tatili sonrasında çalışmalarına aynı hızla devam ediyorlar. Yeni projeler için harıl harıl çalışıyorlar. Yahya ve Canan Geylan... Türkiye'den binlerce kilometre uzakta, kendi sanatınızdan vazgeçmeden, onu başka insanlara sevdirerek ve yeni kuşaklara aktararak yalnızca müzik yapmıyorsunuz. Türkiye'nin kültürünü taşıyorsunuz. Bunu bir sloganla değil, emekle yapıyorsunuz. Daha ne olsun? Helal olsun size... Yükleniyor...
|