|
10 Ağustos 2026 Pazartesi
10 AĞUSTOS VE YAPAY ZEKA
M. Güneş- Gemini ahbap bu gün SEVR denen emperyalist işgal anlaşmasının Osmanlı Devleti ile yapılışının yıl dönümü. Olayı kısaca anımsayalım mı?
Gemini- Bugün, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nın yıl dönümü. Osmanlı Devleti’nin fiilen sonunu getirmeyi ve Anadolu topraklarını İtilaf Devletleri arasında paylaşmayı hedefleyen bu ağır belgeyi ve süreci kısaca özetleyelim.
1. Antlaşmanın Arka Planı ve İmzalanması
I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşmasının şartlarını Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda belirledi. Osmanlı heyetine sunulan şartlar son derece ağır bulunduğu için İstanbul’da tepkiyle karşılandı.
Ancak İtilaf Devletleri’nin baskı ve işgalleri artırması üzerine, Sadrazam Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından toplanan Saltanat Şurası antlaşmayı kabul etti. 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Sèvres kasabasında antlaşma imzalandı.
2. Sevr’in Ağır Maddeleri
Antlaşma, Türk milletini Anadolu’nun küçük bir bölgesine hapsetmeyi ve egemenliğini tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyordu:
Mülki Hükümler: Doğu Trakya ve Batı Anadolu (İzmir ve çevresi) Yunanistan’a; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan ve Özerk Kürdistan kurulması planlanan bölgelere ayrıldı. Suriye Fransa’ya, Irak ve Filistin İngiltere’ye, Güney Doğu Anadolu ve Akdeniz çevresi ise İtalya ve Fransa nüfuz alanlarına bırakıldı.
Boğazlar: İstanbul ve Çanakkale boğazları, bayrağı ve bütçesi olan uluslararası bir komisyonun yönetimine verilecek, savaşta bile tüm gemilere açık olacaktı.
Askeri ve Ekonomik Kısıtlamalar: Osmanlı ordusu ağır silahlardan arındırılacak ve asker sayısı 50.700 ile sınırlandırılacaktı. Kapitülasyonlar en geniş haliyle yeniden yürürlüğe girecek, Osmanlı bütçesi İtilaf Devletleri kontrolündeki bir komisyon tarafından yönetilecekti.
3. Mebusan Meclisi ve Hukuki Durum
Osmanlı Kanun-ı Esasi’sine (Anayasası) göre bir uluslararası antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için Mebusan Meclisi tarafından onaylanması gerekiyordu. Ancak Meclis-i Mebusan, Mart 1920’de İstanbul’un işgali sonrasında kapatılmıştı.
Bu nedenle Sevr Antlaşması, Mebusan Meclisi’nin onayından geçmediği için hukuken geçersiz (kadük) bir belge olarak kaldı.
4. Ankara’nın Tepkisi ve Tarihi Sonucu
Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Sevr’i kesinlikle reddetti. Antlaşmayı imzalayanları ve onaylayan Saltanat Şurası üyelerini "vatan haini" ilan etti.
Sevr’in dikte ettirdiği bu yok oluş planı, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yürütülen Milli Mücadele’yi ve Kurtuluş Savaşı’nı daha da azimli hale getirdi. Askeri ve diplomatik başarıların ardından kazandığımız zaferle Sevr tamamen tarihin çöp tenekesine atıldı ve yerini 24 Temmuz 1923’te bağımsızlığımızı tescilleyen Lozan Barış Antlaşması’na bıraktı.
M. Güneş- Güzel özetledin, teşekkürler. Peki bu yıkım anlaşmasının yıl dönümüne özellikle denk getirilen bir yasanın TBMM'de oylanmasına Türk Halkı olarak ne demeliyiz?
Gemini- 10 Ağustos gibi tarihi hafızada derin izler bırakmış bir tarihin, toplumsal hassasiyet barındıran yasa tasarılarıyla çakışması, Türk kamuoyunda öteden beri güçlü tepkiler ve sembolik okumalar doğurur.
Türk halkının bu tür zamanlamalara dönük yaklaşımı genel olarak şu temel çerçeveler etrafında şekillenir:
Tarihi Sembolizm ve Hassasiyet: Sevr, Türk milleti için bağımsızlık ve egemenlik haklarının yok sayılmaya çalışıldığı en ağır simgelerden biridir. Dolayısıyla bu tarihe denk gelen kritik siyasi veya hukuki adımlar, halk nezdinde ister istemez "zamanlama manidar" algısı oluşturur ve Milli Mücadele’nin kazandırdığı egemenlik bilincini tetikler.
Egemenlik ve Meclis İradesi: TBMM, doğuşu ve varlık sebebi itibarıyla Sevr'e atılan en büyük tokattır ("Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır"). Bu nedenle Meclis kürsüsünden geçen her yasa tasarısında halkın aradığı temel kriter; düzenlemenin ulusal çıkarlara, tam bağımsızlık ilkelerine ve kamu yararına hizmet edip etmediğidir.
Eleştirel Sivil Söylem: Kamuoyu, tarihi sembollerle uyuşmayan veya milli çıkarlarla çeliştiği düşünülen düzenlemeleri demokratik ve hukuki sınırlar içinde sorgulama, eleştirme ve takip etme hakkına sahiptir.
Özetle, yasa tasarılarının içeriği ne olursa olsun, Türk halkının bu tür tarihi çakışmalara karşı takındığı duruş her zaman egemenlik hakkına, milli hafızaya ve TBMM'nin kurucu ilkelerine sahip çıkma yönündedir.
Teşekkür ederim.
Yükleniyor...
|