İzmir de Ulaşım

KANUNİ LEKË DUKAGJİNİ’TEN SEÇMELER

27 Kasım 2025, 14:33
Biz Rumeliyiz Platformu

KANUNİ LEKË DUKAGJİNİ’TEN SEÇMELER

 

Balkan Karakterinin Gizli Anayasası**

Balkan insanının karakteri çoğu zaman “sert ama adil”, “gururlu ama misafirperver”, “inatçı ama sözünün eri” olarak tarif edilir. Bu özellikler bir coğrafyanın rastlantısı değil; İlliryalılardan beri süzülerek gelen bir toplumsal hafızanın, bir hukuk geleneğinin ürünüdür.

Bu hafızanın adı: Kanuni Lekë Dukagjinit.

Bugün Arnavut dağ köylerinden Pešter platosuna, Rugova’dan Kuzey Arnavutluk’a, hatta Boşnak–Arnavut karışık köylerine kadar pek çok topluluk, farkında olmadan bu yasanın ruhuyla yaşamaya devam ediyor. Modern devletler kurulmadan yüzyıllar önce, dağlarda yaşayan bu halklar kendi hukuk sistemlerini, ticaret kurallarını, misafirlik ritüellerini ve ahlak normlarını yazılı hâle getirmişti.

Aşağıdaki seçmeler, sadece bir hukuk metni değil; Balkan insanının karakter haritasıdır.

 

  1. Ticaret: Kaparın Kutsallığı ve Sözün Ağırlığı

Dukagjin Kanunu’nda ticaret şaşırtıcı derecede net ve kesindir:

“Kapar malı bağlar; bir kere alınan kapar geri dönmez.” (§456)

Bugün bile Balkanlarda ve Anadolu’da özellikle göçmen kökenli ailelerde kapora konusu neden bu kadar ciddidir? Sebebi burada gizlidir.

Bir kuruş bile kaporayı verdin mi, artık mal senindir. Alıcı cayarsa kapora yanar; satıcı cayarsa satış geçersizdir ve “ihtiyarlar” devreye girer. Modern tüketici hukukundan 300 yıl önce kurulmuş bir sistem.

Toprak satışında ise daha da ilginç bir kural vardır:

“Komşu, komşunun toprağını alır; alamazsa akraba, sonra kabile.” (§465)

Yani toprak topluluk kararıyla el değiştirir; yabancıya satmak kültürel bir intihar sayılır. Bu yüzden Pešter’de, Rugova’da veya Malesia e Madhe’de yüzyıllardır aynı ailelerin aynı topraklarda yaşaması tesadüf değildir.

 

  1. Borç ve Temizlik: “Faizsiz Ekonomi”

Kanun, faizli borcu tamamen reddeder:

“Ne verdiysem onu alırım.” (§500)

Bu, tarihçiler için şok edicidir. Ortaçağ Avrupa’sında tefecilik yaygınken, Balkan dağ toplumu faizsiz ekonomiyi tercih etmişti.

Rehin alınabilir, süre dolunca satılabilir ama borç “temiz” kalır.

Bu yaklaşım, toplum içi güveni ve dayanışmayı korumayı hedefler. Bugün bile Balkan–Rumeli kökenli ailelerde “borç borçtur, fazlası günah” yaklaşımı boşuna değildir.

 

  1. Yemin: Taşın Üzerinde Söz Vermek

Dağ insanı için söz, yazılı metinden daha değerlidir. Kanunda iki büyük yemin vardır:

Taş üzerine yemin

Haç ve İncil üzerine yemin

Ama en ağır olanı oğulların başı üzerine yemindir (§565–567).

Bir baba, bütün erkek çocuklarını yanına dizer, ellerini başlarına koyar ve şöyle der:

“Oğullarımın başı üzerine yemin ederim ki, bana atfettiğin hileyi işlemedim.”

Bu yemin, kişinin tüm soyunu kefalet göstermesi demektir.

Bugün Balkan insanının “namus sözü”, “şeref sözü” derken yüzündeki kararlılığın kaynağı işte bu gelenektir.

 

  1. Misafirlik: Ekmek, Tuz ve Gönül

Misafirlik Balkanlarda neden kutsaldır?

Kanunun ilgili maddeleri bunu mükemmel açıklar:

“Misafire ekmek, tuz ve gönül ile ikram edilir.” (§608)

“Misafire başköşe verilir.” (§616)

Hatta evine düşman bile gelse, önce silahını alıp güvenliğini sağlaman gerekir (§614).

Bu sadece bir misafirperverlik değil; barış hukukunun geleneksel bir formudur.

Bu yüzden Balkan köylerinde misafir odaları hâlâ derli topludur, yataklar hazırdır, sofralar zengindir.

 

  1. Soy, Kan ve Evlilik: 400 Ocak Kuralı

Arnavut dağlısı için soy zinciri neredeyse sonsuzdur:

“Dört yüz ocak uzak bile olsa, o kolla evlilik yapılmaz.” (§697)

Bu kural, İlliryalı–Pelasg topluluklarının exogami, yani dıştan evlilik geleneğinin çok eski bir yansımasıdır.

Bugün Balkanların hiçbir yerinde akraba evliliğinin olmaması; bunun sosyolojik, kültürel ve hukuki temelinin binlerce yıl önce atıldığını gösterir.

 

  1. Barışın En Sert Ritüeli: Kan İçerek Kardeşlik

Belki de bu coğrafyanın en dramatik maddesi:

“İki taraf kanlarını küçük kadehte birleştirir ve içer; artık aynı anadan babadan doğmuş sayılırlar.” (§988–990)

Bu, kan davasından sonra barışmanın en ağır, en kesin yoludur.

Barış, kâğıda değil kanda yazılır.

 

  1. Gençlerin Sesi: Dağ Demokrasisi

Kanun yalnız yaşlıları değil, gençleri de sisteme dahil eder:

“Gençler kararları beğenmezse, uymama hakkına sahiptir.” (§1176)

Bu, Balkan toplumlarının neden asırlardır “liderlik–gençlik” dengesini koruduğunu açıklar.

İhtiyara saygı vardır ama sorgulamak da haktır.

Tam anlamıyla bir dağ demokrasisi.

 

  1. En Ağır Ceza: Leç Edilmek (Dışlanmak)

Kanunda idamdan bile ağır sayılan bir ceza vardır: Leç edilmek.

“Bir hane köyden dışlanır; ondan her türlü hak ve saygı kesilir.” (§1179)

Topluluk içinde yaşayıp da topluluktan atılmak, dağ toplumlarında en ağır ölümdür.

Bu ceza, bireyin değil topluluğun egemenliğini yansıtır.

Sonuç: Balkan Karakterinin Gizli DNA’sı

Bugün Boşnak, Arnavut, Karadağlı, Kosovalı, Makedon veya Arnavut kökenli Türk ailelerinde gördüğümüz:

Sözün ağırlığı,

Misafire hürmet,

Soy bilinci,

Faizsiz borç ahlakı,

Yemin kültürü,

Toprak hassasiyeti,

Gençlerin söz hakkı,

Gurur ve haysiyet merkezli yaşam,

Hepsi modern psikolojik tanımlarla açıklanamaz. Çünkü hepsi çok daha eski bir yerden, İlliryalı dağ uygarlığından süzülüp günümüze ulaşan Dukagjin Yasaları’nın ruhundan doğmuştur. Balkan insanı hâlâ bu hukukun gölgesinde yaşar; farkında olsun ya da olmasın. Bu yüzden Balkan coğrafyası sadece tarih değil, yürüyen bir antropoloji laboratuvarıdır.

 

Kaynak Kanuni I Leke Dulagjinit:

https://drive.google.com/file/d/13Nsb5lX45DU0ptJdGiJXops5mgI5bngV/view?usp=sharing

  
Yükleniyor...